Kayıtlar

aynadaki yabancı

eylemler ve muhabbetler, hepsi lüzumsuz. genel anlamda hayatımın özeti bu sanırım, diye düşündü. ağzından dökülen sözler boşlukta kayboluyordu, kimsenin duymadığı bu sesler nereye gidiyor, yine düşündü. aslında kimse dinlemiyor da değildi. "-dinliyorlar canım, üzme tatlı canını. dinliyorlar tabi, fakat.. duymamak onların suçu değil. suç senin duyuramadığın sözlerin vasfında. ne o, anlamadın mı?" simsiyah olan dağınık kaşları çatıldı. düşüncelerinin istihza dolu sesi onu bu sefer kızdırmıştı. kalktı, kalktığı gibi kalakaldı. karşısında gördüğü manzarayla irkildi, neye kızdığını unutuverdi. aynada gördüğü surat kimindi böyle? iyice baktı, insanı korkutan bir aşinalık hissi gelip yüreğinin tam orta yerine kuruldu. bir yabancıydı o ama, bundan da kesinlikle emindi. aynadaki suratın gözlerindeki yabancılık içine işledi. ürktü, bir iki adım geri gitti. geri gidince aynadaki surat büyüdü, çok daha korkunç oldu. ondan uzaklaşmakla ona yaklaştığını görmek ona neyi anımsattıysa birden ...

çok sağır, biraz da solgun

Resim
bu fermuarın burda işi ne bilmem. işini yapmayışı mâlum. bunu bilirim. zamanımı alır mı bunu bilmek. onu da bilmem. bilmediklerimle boyum uzuyor. bir-yetmişi bulmuşum ölçerler öyle diyor. bir yetmişten kaç santim eksilirse büyürüm diye sordum bugün kendime. her gün cevapsız sorular ve geceden geçirmeyen acılarla soldurdum yüzümü. yüzüm soldukça bir ölüye benzedim. o ölüyü sevdim sonra, ölüyü canlandırdım, karşıma diktim, dikildi, durdu seyretti beni. aniden bir tokat bastı soluk yüzüme. kızarınca yüzüm, kan geldi dedim. o da beni canlandırır oldu. diriltme demiyorum yanlış anlaşılmasın. doğru anlaşılmasınaysa hiç ihtiyacım yok. yanlış anlaşılmasın yeter diyorum. bazen yetmiyor ama bunu kimseye diyemem. duymamış gibi yapın. geceden geçemeyen herkesle tek tek konuştum. çok sağır olmuşlardı gecenin sesinden. çok sağır ve biraz da solgun. bir ışık vursa yüzlerine, ışığı nasıl kararttıklarını görüyordum. nasıl yapıyorlardı bilmiyorum. bilmediklerimle gecem uzuyordu, bildiklerimle ömrü...

hani eski bir resme bakarken

Resim
arkaplanda erol evgin; "hani eski bir resme bakarken, hani yılları sayar da insan, hani gözleri dolar ya birden.. işte öyle bir şey." canım annem, canım babam. sizi çok özlüyorum. yüzünüze söyleyemiyorum, yanınızda dinmeyen bir özlem bu çünkü. bu dünyanın çaresi yok, bu ayrılığın kavuşması burada değil ki. hep sûni, hep geçiçi, sonu hep vedayla biten buluşmalar yeri bu yeryüzü. canım babam, şu çocukluk fotoğrafına bakıp sevmiş annemi. istemiş dedemden, evlenmişler. hikaye burda başlıyor. ben çok hatırlayamıyorum, beni bu kadar ağlak bi çocuk yapan şey belki unuttuklarımın ağırlığı.(genel..) her neyse.. bu fotoğraflara her baktığımda ne görüyorum, neyine ağlıyorum bilmiyorum. hiç annesiz kalmadım diyemem, hiç babam gitmedi diyemem. küçükken balığım mercan öldü diye kendimi odaya kapatıp ağlarken, belki de babam neden yanımda değil diye ağlıyodum. bilmem. neyi neden yaptığını insan ne kadar bilebilir? emin değilim. emin olmamak hoşuma gitmiyor aslında. bir kancayla ası...

neden sen değilsin hiçbiri

Resim
hiç okumayacak birine yazmak hiç duymayacak birine şarkılar söylemek içimde bir ateş yakıyor şuramda. ateşi yakan kim bilmiyorum ateşi harlayan, parlatan, özene bezene getirip şu içime koyan şurama bir kanca gibi takan bilmiyorum kim tanısam yüzünü görebilsem hiç değilse susturacağım o susunca sönecek bu yangın bunca ağaçsız orman ne değişecek onlar için onu da bilmiyorum sonra hem yüzlerini seçemiyorum öyle çoklar ki, sağımda biri var solumdan diğerinin adımları sürekli yaklaşıyor arkamdaki gülüyor ama neden, köşede ağlayanlar kenarda köşede kalan herkes gibi ama onun yüzleri neden sen değil o kadar çoklar ki bir tanesi bile sen değil okşamıyor yüzümü, ellerimi tutmuyor bir tanesi bile bakamıyor gözlerin gibi gözlerin gibi gülemiyor neden sen değilsin hiçbiri bu kanımda kaynayan şey neden seni anımsatır bana hiç istemedim yerleşik bir ağrıya ev olmayı meskenlik yârenlik yoldaşlık bana uğramıyor içimi içine katamıyorum kimselerin ama Allahım ben iste...

psikosomatik dert

Resim
üzüntünün zamanla fiziksel bir acıya dönüşmesi yani sadece ruhunun hissettiği sızının ete kemiğe bürünmesi.. korkutuyor.. ismi de varmış bu arızanın. psikosomatik rahatsızlık diyorlar. bilinçaltında gerçek bir hastalık yaratmak. kaale alınmayan psikolojik acısını somut bir şeye dönüştürmesi insanın. mesela kendini sıkışmış, hareket edemez, çaresiz hissettiği zamanlarda omuz ve kollarda hissedilen ağrılar. sanki dar bir yerde kilitli kalmışsın gibi. ne bileyim işte bilimin derdi de her derde isim koymak. ismi olmasa yok olacağı var sanki. olsun, minik dertlerimiz adsız kalmayıversin. •• 3.8.19, rastatt

son-söz

Resim
bizim şiirimiz sesimizi bir deniz gezintisine çıkaran içgüdüydü ağaçlar arasında yürütürdü ayaklarımızı kuşların anmalarına söz olmaktı dağların süslü beyazında bağırtırdı seni ve beni küçük yaşlarda kalabalık bir semtte annesini kaybeden bir çocuktum ben eskiden ah ne ağlardım adeta ağlamak benim putumdu kırıldı artık, kırdım işte şiirimizdi bu yapmıştı şiirimiz un ufak etmişti nice putu o kelebeklerin parmağımı okşamasıydı ellerimi okur gibiydi sordu sonra ipek kanatlarıyla bu acıları yazan parmaklar neden olabildiğince beyaz ve hiç mi kanamamıştı? -suskunluk- vedasını besteleyip uçacağı âna dek huzurlu dakikalarla bakıştık işte gitmişti içime ne güzel bir sevilmek bırakarak gözden uzaklaşmıştı da. ve giderek ruhumun tüm kederi hafiflemekteydi çünkü simsiyah bir atın simsiyah saçlarını ahenklendiren bir rüzgardı onun uzaklaşan sesi uzaklardan şiir söylerken devam ediyordum duymaya, onu. bizim şiirimiz ne çok içimizdendi dertlendirerek tüm göğü ...

içine sığamadığımız odalar

Resim
meraba dost gibi kucağıma yatıp elimi cırmalayan kedi, meraba başına oturup ders çalışmaya çalıştığım masam,  meraba içimi dökemediğim insanlar, meraba bitmişliğim, hızla geçen gençliğim, kıymet bilmeyen fıtratım.. tüm özlenenler, eksilenler, fazlalıklar, uzaklar.. önümüze konulduğunda içten bir âh çektiren bütün cümleler. bakıyorum da, hitap edecek onlarca, yüzlerce kavram var. hiçbirine seslenmeye güç yetiremiyorum. bir bitmişlik çevreliyor ruhumun bahçesini. durup on dakika düşünmek için kimsenin gücü yok zannımca. nereye gidiyoruz diyen yok. bunu niye yaptım diyen yok. dil bir şey söylüyor, ama kafa ve kalp orda değil. göz baktığımız yeri görmüyor. ait olamadığımız semtler biriktiriyoruz. içine sığamadığımız odalar. altında nefes almayı beceremediğimiz bir gökyüzümüz var artık. göz mavi, kalp siyah görüyor. •• 19.03.'18